AYNA TUTAN HAYAT
Bazı şeyler vardır ki yalanı sevmez. Ayna da onlardan biridir. Ne kimseye torpil geçer ne de gerçeği eğip büker. Karşınıza geçtiğinizde sizi olduğunuz gibi gösterir; ne bir tık fazla ne de bir tık eksik… İşte bu yüzden aynalarla arası iyi olmayan çok insan vardır.
Hayatını yalanla, dolanla ve haramla sürdürenler, aynaya baktıklarında başkalarını değil, aslında kendilerini görürler. Bu yüzden aynadan değil, aynanın gösterdiği hakikatten rahatsız olurlar. Çünkü orada onur yoktur, gurur yoktur, haysiyet yoktur. Olan sadece çıkar ve menfaattir.
Bu tipler, yal yedikleri kapıya sadakati erdem sanır. O kapının eşiğinde kalabilmek için iftirayı mubah, çarpıtmayı maharet sayarlar. Başka bir niyetle söylenmiş tek bir cümleyi alır, evirir çevirir; sonra da utanmadan “belge” diye önünüze koyarlar. Gerçeği savunmak değil, güçlü görünene yaranmak öncelikleridir.
Onurdan ve haysiyetten nasibini almamış olanlar, herkesi kendileri gibi zanneder. Karşısındakinin de bir duruşu, bir kırmızı çizgisi olabileceğini hesaba katmazlar. Bu yüzden insanların gururuyla oynamayı kolay sanırlar. Oysa unuttukları bir şey vardır: Güneş balçıkla sıvanmaz. Gerçek, er ya da geç kendini gösterir.
Bir de geçmiş meselesi vardır. Bugün yüksek perdeden konuşan bu karakter yoksunlarının mazisine dönüp baktığınızda, yaptıkları hoyratlıkların izine yalnızca bu topraklarda değil, sınırların ötesinde de rastlamak mümkündür. Kişi geçmişinden kaçamaz; sadece bir süreliğine üstünü örter.
Şair Yalçın Karataş’ın dizelerinde anlattığı “bu adam” tam da böyledir. Ne kendini bilir ne haddini… Dünüyle bugünü birbirini tutmaz; akşam söylediğini sabah inkâr eder. Haramla beslenen bir mideye helal lokma ağır gelir. Çok yüzlüdür, kaypaktır, köpük gibidir; dalga çekildiğinde ortada bir şey kalmaz.
Ayna hâlâ oradadır. Sessizdir ama adildir. Kim neyse onu gösterir. Rahatsız olan aynayı suçlar, kendini değil. Oysa mesele ayna değil, yüzleşemeyen yüzdür.